İslam'da boşanma nasıl gerçekleşir?

TALAK (BOŞANMA) NEDİR

Talak; lugatta, herhangi bir şeyin bağını çözmek, manasındadır. Istılahta talak; kadın ile erkek arsındaki bağın çözülmesi ve evlilik ilişkisinin sona ermesidir.

Talak, "ıtlak" kelimesinden türemiş olup salmak ve terk etmek manasına gelir. İslam hukukuna göre, tatlik manasına bir isimdir. Tatlik de zevciyet rabıtası olan nikah bağını, usulü kaidesinde çözüp salıvermektir ki, dilimizde 'boşanmak' olarak ifade edilir. Yani evlenmiş olan kadın ve erkeğin, türlü sebeplerden dolayı birbirleriyle bir arada yaşamalarına imkan olmadığında, yek diğerinden ayrılması, birlik bağının çözülmesidir.

İslam dini, zaruret zamanında, talakı bir mahlası hukuki olarak kabul etmiş ve bu hakkı da hem zevcin (erkeğin) hem de zevcenin (kadının) eline vermiştir. Yani kadının ve erkeğin, evlilik ilişkisinin çıkmaza girdiğini gördükleri anda evlilik bağını bırakma hakları vardır.

İslam boşanmayı, ne yahudilerde olduğu gibi olabildiğince serbest bırakmış, ne de hıristiyanlarda olduğu gibi daraltmış ve yasaklamıştır.

Mesela; yahudi şeriatınâ bugün geçerli olan uygulamada, özürsüz olarak karısını boşamak mübahtır. Yahudi bir erkek, kendi hanımından daha güzel bir kadın görürse, hanımını özgür olarak boşayabilir. Ancak özürsüz boşanma pek hoş karşılanmaz.

Yahudilere göre boşanmayı gerektiren özürler iki kısma ayrılır:

  1. Yarattlıştan olan ayıplar: Devamlı göz salgısı, şaşılık, ağız kokusu, kamburluk, topallık ve kısırlık gibi.
  2. Ahlaki Ayıplar: Sert mizaçlı olmak, geveze, pis, inatçı israfçı olmak, açgözlülük, oburluk, yiyeceklerin en güzelini aramak ve tantanayı sevmek gibi vasıflar.

Hıristiyanlarda ise boşanma, neredeyse yasaklanmıştır. Mesela, Katolik mezhebinde, hiç bir şekilde evlilik bağını çözmek, mübah sayılmaz. Ortadoks ve Protestanlarda ise, eşlerin birbirine ihaneti dışında boşanma mübah sayılmaz. Bu durumda boşanan eşler, her üç hıristiyan mezhebine göre başkalarıya evlenemezler.

İslam, aile yuvasına önem vermekle beraber:, boşanmayı da belli kurallara bağlamıştır. İslam'da, boşanma hakkının alelacele kötüye kullanılmasını önlemek için önlemler alınmıştır. Ancak, ailede durum kötüye gidip düzelmezse ve bir arada yaşamaya imkan kalmamış ise, o zaman boşanma helal kılınmış, fakat bunun da en kötü bir helal olduğu bildirilmiştir. Hadisi şerifte Rasulullâh(as):

"Allah katında en menfur helal (kadın) boşamaktır." (Ahkamul Kur'an, c.2 sh. 110)

"Evlenin ve (ciddi bir sebep olmadıkça) boşanmayın, zira boşanmada arz titrer." (Ebu Davut ibnül-Humam, Fethul Kadir. c.2 sh.22)

"Evlenin, boşanmayın. Çünkü Allah ne zevkine düşkün erkekleri, ne de zevkine düşkün kadınları sevmez." (İbni Adi, Muh-Eha. sh.60)

"Aile geçimsizliği şiddetlenip de ayrılık bir zaruret haline gelmedikçe, bir kadın zevcinden talakını isterse ona cennet kokusu haram olur." (Tecrid c.2 s.376) (Evlilik ve mahremiyetleri, sh.256)

İslamda boşanmaya getirilen bu sınırlamalara rağmen, bir erkek hanımını boşamak isterse belli kurallara uymakla mükellef tutulmuştur.

"Ey nebi, kadınları boşadığınız zaman onları iddetleri içinde (adetten temiz oldukları sırada) boşayın ve iddeti sayın. Rabb'iniz Allah'tan korkun. (Bekleme süresi dolmadan) onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir edepsizlik yaparlarsa başka. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, kendisine yazık etmiş olur. Bilmezsin belki Allah bundan sonra (yeni) bir iş ortaya çıkarır." (65 TALAK, 1)

Talak (Boşanma)da Ölçü

Hayatın her safhasını düzenlemek üzere indirilen Kur'an'ı Kerim, talak konusuna da el atarak bu konuyu en ince noktaya kadar iman edenlere duyurmuştur. Kafalarını Kur'an’a göre programlayan ve kalplerini Kur'ani Mesaja teslim edip davranışlarını ona göre düzenleyen mü'minler, talak konusunda da Kur'ani hareket etmekte mükelleftirler. Bu mükellefiyetlerini unutanları ya da hevalarına tabi olanları Kur'an, Allah'ın sınırlarını aşmakla tehdit etmekte ve Allah'ın sınırlarını aşanların ise kendilerine yazık ettiklerini bildirmektedir.

Buhari ve Müslim'de geçen bir hadisi şerifte ise, talakın nasıl yapılacağı, ne zaman ve ne şekilde yerine getirileceği açıkça ortaya konulmaktadır.

Hz. Ömer'in oğlu Abdullah, Rasulullah(as) zamanında, karısını hayız halinde iken boşamıştı. Hz. Ömer bin Hattab, oğlunun bu hareketinin hükmünü Rasulullah'a sorduğundâ, şöyle cevap vermiştir. "Oğlun Abdullah'a söyle, karısına geri dönsün, sonra kadın temizlenip tekrar adetini görüp sonra temizleninceye kadar onunla birlikte yaşasın. İkinci adetinden temizlendikten sonra dilerse aile hayatına devam etsin ve dilerse (cinsi bir surette yaklaşmaksızın) boşasın. İşte kadının iki kirlenmesi ve temizlenmesi zamanı, erkeklerin kadınları tatlik etmeleri için Allah'u Tealanın emrettiği iddet müddetidir."

Bu tür bir boşanmanın, şer'i olup olmadığı alimlerce tartışılmıştır. Bir kısım fıkıhçılar bunun gerçek bir boşanma olduğunu, ancak bu boşanmayı yapanın günahkar olacağını öne sürerlerken; diğer bir kısım fıkıhçılar, "bu boşanma, Allah'ın meşru kıldığı cinsten olmadığı ve kendisine izin verilmediği halde, sahih olduğu düşünülemez" diyerek, böyle bir boşanmanın caiz olmadığından, gerçek anlamda boşanma olmadığını iddia etmişlerdir.

Bu boşanma, gerçek bir boşanma değildir. Çünkü, bu boşanma istenilen ölçülere uygun değildir: Böyle bir boşanmayı yapmaya kalkışmak Allah'ın sınırlarını aşmak olur ki, Allah'ın sınırlarını aşan kimse kendine yazık etmiştir. İşte Rasulullah(as), Hz. Abdullah(r.anh)'ın kendisine yazık etmemesi için, yaptığı boşanmayı iptal ediyor. Rasulullah(as), bu boşanmayı iptal etmiş ve boşanmanın nasıl ve ne zaman yapılacağı konusunda ölçütler vererek, ancak bu şekildeki bir boşanmanın, Allah'ın istediği şekle uygun olâcağını ifade etmiştir.

Boşanmada Allah'ın emirlerinden biri olduğuna göre, diğer emirler gibi., şartlara uygun olmalıdır. Aksi halde fiil gerçekleşmez. Tıpkı oruçta, namazda ve diğer ibâdetlerde olduğu gibi. Mesela oruç tutmak isteyen bir insan, tanyeri ağarıncaya, yani fecrin siyah ipliği beyaz. ipliğinden ayırdedilinceye kadar yiyip içecek ve sonra oruca niyet ederek, geceye kadar yiyip içmeden, cinsi münasebette bulunmadan orucunu tamamlayacaktır. İşte bu şekilde tutulan oruç, tam tutulmuş bir oruçtur. Eğer oruç tutacak olan kişi, güneş doğuncaya kadar yer içerse, ya da gece olmadan orucunu bozarsa bu kişi, oruç tutmuş sayılmaz. Eğer mü'min bir kişi, oruç tutmak isterse ancak şartlarına uyduğu halde oruçlu sayılır. İşte boşamanın hükmü de böyledir. Ancak şartlarına uygun bir boşanma gerçek bir boşanma olur.

İslam, aile yuvasına önem verdiği gibi, bu yuvanın oluşumunu sağlayan nikah bağına da saygı gösterilmesini ister. Her önüne gelenin boşamayı diline dolamasını hoş görmeyen İslam, nikah üzerine yemin etmeyi de haram kılmıştır. Tirmizi, Hakim ve Ebu Davut'ta geçen bir hadisi şerifte, Allah'tan başkasının adı ile yemin etmek yasaklanmış; şirk olduğu ifade edilmiştir.

"Allah'tan başkasının adı ile yemin eden; şirk koşmuş olur.".denilmiştir.

Hz. Ömer(r.anh)'ın oğlunun boşanmasında olduğu gibi, hayızlı halde iken kadını boşamak hâram kılınmıştır. 'İslam'da Helal ve Haram' adlı kitabın 219. sahifesinde bu boşanmanın yasaklanmasının hikmeti şöyle izah edilmiştir.

"Aybaşı halinde ve temiz iken kendisiyle münasebette bulunulduktan sonra, kadını boşamak haramdır. Zira kim bilir, belki bu son birleşmede kadın gebe olmuştur ve gebe olduğunu ânladıktan sonra belki ondan ayrılma fikrinden vazgeçer ve karnındaki cenin sebebiyle onunla yaşamaya razı olur.

Eğer kadın, temiz olur da bu temizlik halinde erkek kendisine dokunmamışsa veya gebe olduğu belli ise, bu durumda boşanma sebebinin kuvvetli nefret olduğu anlaşılır ki, o zaman boşanmada mahzur yoktur."

Boşanmanın Nedenleri

Kur an'ı Kerim de, hangi nedenlerden boşanmanın zaruret haline geldiği açık bir şekilde belirtilmiştir.

1- Açık Edepsizlik (Zina)

Zina, İslam'da büyük bir suç, şirkle eş anlama gelecek kadar büyük bir günahtır. Zina, aile düzenini yerle bir eden; evlilik bağını hemen ortadan kaldıran, İslam hukuku açısından kadın ve erkeği ayrı konuma getiren korkunç bir fiildir. Böyle bir fiilin müslüman bir evde işlenmesi hiçbir zaman düşünülemez. Bu fiili müslümanın evine reva gören bir kadın ya da erkek, o eve layık olamaz ve derhal, hem de hiçbir hak iddia etmeden; mü'min olân eşinden boşanarak orayı terk etmelidir. Zina fiilini işleyen kadın ise bu kişi, aynı zamanda mehirden mahrum kalır ve mü'minlere nikahı haram olur.

"Onlara verdiklerinizin bir kısmını alıp götürmek için onları, sıkıştırmayın. Şayet apaçık bir edepsizlik yaparlarsa başka. Onlarla iyi geçinin..." (4 NiSA, 19)

"Ey peygamber; kadınları boşadığınız zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın. Rabb'iniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir edepsizlik yaparlarsa (fuhuş) başka..."(65 TALAK,1)

Zina fiili, bütün fıkhi anlaşmaları iptal eder. Zina eden kişi, müşrikierle aynı kategoriye girdiğinden ancak, zina eden veya müşrik olan biriyle evlenir. Müşrikler, kafir olduklarına göre, kafirlerle müminlerin nikahı haramdır. İşte bu konudaki ayetler.

"Zina eden erkek, zina eden veya müşrik kadından başkasıyla evlenmez; zina eden kadın da zina eden veya müşrik erkekten başkasıyla evlenmez. Böyleleriyle evlenmek mü'minlere haram kılınmıştır." (24 NUR, 3)

"...Kafir kadınların ismetlerini tutmayın, harcadığınız mehri isteyin..." (60 MÜMTEHİNE, 10)

"Allah'a eş koşan kadınlarla, onlar inanıncaya kadar evlenmeyin..." (2 BAKARA, 221)

"...Bu size Allah'ın hükmüdür. Aranızda böyle hükmediyor..." (60 MÜMTEHİNE, 10)

"... Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, kendisine yazık etmiş olur..:' (65 TALAK, 1)

2- Huzursuzluk Çıkarma, Fikri Anlaşmazlık

İslami bir toplumun, huzurlu bir ortam oluşturması için, toplumun çekirdeğini oluşturan ailenin huzurlu olması gerekir. Ailedeki huzuru ise, birbiriyle çok iyi anlaşan eşler sağlar. Ailedeki temel direkler, dengeli değilse aile yuvası her an yıkılmaya mahkumdur. Ailedeki huzuru ve sürekliliği sağlamak için, dengesiz olan direğin tamir edilerek düzeltilmesi, düzelmesi mümkün değilse değiştirilerek yenilenmesi, hem aile hem de İslam toplumu adına yararlı olacaktır.

Ailenin temel direklerinden biri olan kadın, kocasına karşı gelip evde huzursuzluk çıkarıyorsa, yani bir evde kadın, kocasının taşıdığı fikre destek vermiyor, köstekliyor, sözlü veya fiili olarak karşı çıkıp davasından döndürmeğe ya da alıkoymağa çalışıyorsa bu kadını boşamak, zaruri hale gelmiş demektir. Eğer erkek, bu kadını boşamazsa bu durumda iki şık ortaya çıkar.

Birinci şık, erkek karısına aldırış etmez, yoluna devam eder. Ancak, bu durumda evde huzursuzluk başgösterecektir. Huzursuzluğun baş göstermesi ile de, eğer varsa, çocuklar etkilenecek ve sonuçta bunalımlı bir nesil ortaya çıkacaktır. Bu nesil, belki de Allah'ı tanımayacak derecede dinden, imandan uzak bir nesil olacaktır. Çünkü kadın, evde devamlı çocukların yanında bulunduğundan dolayı onları daha fazla etkileyecektir. İstikbalde bu çocuklar, mücadeleci bir erkek için büyük bir kayıp ve davasına ağır bir darbe olacaktır. Ayrıca erkek, evde huzurlu bir ortam bulamadığından çalışmalarında başarısız olacak veya en azından istediği seviyeye gelemeyecektir. Birbirlerinin evliyası olması gereken mü'min erkek ve kadınlar, evde bu velayeti oluşturamamışlarsa, dışarıda hiç bir zaman oluşturamazlar; iyiliği emredemez, kötülükten alıkoyamazlar. O halde Kur an'ın emrettiği ölçüler içinde kadını boşamak şart olacaktır.

İkinci şık, mü'min erkek, karısının sözüne uyup davasından ve çalışmalarından vazgeçecektir ki, bu da o erkeğin, fasık olmasına ve dinden uzaklaşmasına neden olacaktır. Son yıllarda bunların birçok örnekleri bulunmaktadır.

"De ki: 'Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler, size Allah'tan, Rasulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin. Allah fasık kavmi hidayete erdirmez." (9 TEVBE, 24)

"Ey iman edenler, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandır. Onlardan sakının..." (64 TEĞABUN,14)

Allah yolundan alıkoymak için çalışan her kadın, aynı zamanda kocasının da düşmanıdır. Bu düşmandan sakınmanın ve korunmanın yolu, ondan uzaklaşmaktır. Bunun en iyi yolu da, o kadını boşamaktır. Çünkü, bu tür kadınlar iyi kadınlardan değillerdir. İsyankar kadınlar, eğer düzelmezlerse onları boşamak en ideal yoldur.

"Allah, insanları birbirinden üstün kıldığından ve mallarından harcadıklarından dolayı erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler. Onun için iyi kadınlar itaatkar olup, Allah'ın, kendilerini korumasına karşılık kendileri de gizliyi korurlar. Dik kafalılık, şirretlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarından ayrılın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhinde başka bir yol aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür." (4 NİSA, 34)

Eğer nasihat edilmesine, yataklarından uzaklaşılmasına ve dövülmelerine rağmen, düzelip kendilerine çeki-düzen vermezlerse onları boşanmak en iyi çaredir. Ancak düzelmeleri halinde, aleyhlerinde bir yol aramak yasaklanmıştır.

3- Dünya Hayatını Ve Süsünü Allah'a Tercih Etmek

Kadın olsun erkek olsun kişi; yaratılışın temel gayesi olan Allah'â itaat (kulluk) etmek ve O'nun dini için çalışmakla mükelleftir. Yaratılışlarının şuurunda olanlar, hareketlerinin yönünü ona göre düzenlerler. Ve yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve hakimiyet yalnızca Allah'a ait oluncaya kadar çalışmak, inandığını söyleyen herkesin üzerine düşen bir görev ve sorumluluktur. İşte Kur'ani gerçekler:

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım:" (51 ZARİYAT, 56)

"... Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz..." (1 FATİHA, 4)

"Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki Allah, ne yaptıklarını görmektedir." (8 ENFAL, 39)

Yaratılış gayesini unutup dünya hayatının süsünü isteyen kadınları (ya da erkekleri) boşamak, her iman eden mücadele erinin yapması gereken bir davranış olmalıdır. Aksi halde, bu kadınlar ya da erkekler davetçiye ayak bağı olacak ve engel teşkil edeceklerdir. Bu yüzden onlardan boşanmak, kadın iseler mehirlerini verip onları salmak en iyi yoldur.

"Ey Nebi! eşlerine söyle: 'Eğer siz, dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size müt'a (mehrinizi) vereyim ve sizi güzellikle salayım. Eğer siz, Allah'ı ve ahiret yurdunu istiyorsanız Allah, sizden güzel hareket edenlere büyük mükafat hazırlamıştır." (33 AHZAB 28-29)

Allah'ın nizamının egemen olması için çalışmayıp dünya hayatını ve süsünü isteyen kadınlar ya da erkekler, Allah'ın nizamının egemen olmasına çalışan davetçilerin önlerinde bir kambur, bir engeldirler. Bu engelin giderilmesi de mü'minler için bir zarurettir. Çünkü yüce Rabb'imiz, dünya hayatını ve süsünü isteyenlerin ahirette nasiblerinin olmadığını bildiriyor. Ahirette nasibi olmayanın, ahirette nasibi olanlarla beraber olması söz konusu olamaz.

"İşte onlar, ahiret verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Onlardan azab hiç hafifletilmez ve onlara hiç yardım edilmez." (2 BAKARA, 86)

"Kimler dünya hayatını ve süsünü isterse onlara oradaki amellerini tam veririz ve onlar orada hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. Ama onlar öyle kimselerdir ki, ahirette onlar için yalnız ateş vardır ve yaptıklarının hepsi orada boşa çıkmıştır. Amelleri hep batıl olmuştur." (11 HUD, 15-16)

"Kim ahiret ekinini istiyorsa onun ekinini artırırız; kim dünya ekinini istiyorsa ona da dünyadan bir şey veririz. Fakat onun, ahirette bir nasibi olmaz." (42 ŞURA, 20)

Dünya hayatını ve süsünü isteyenin, ahiret ekinini isteyenle hiçbir ilgi ve ilişiği olmayacağından, mü'min bir şahsiyetin yapacağı en güzel hareket, dünya süsünü isteyen eşini boşamasıdır. Bu boşamanın nasıl, ne zaman ve ne şekilde olacağını ise İslami esaslar, net bir şekilde ortaya koymuştur.

Talak Nevileri

Talak; sünnet üzere ve bi dat üzere diye ikiye ayrılır.

a-Sünnet Üzere Olan Talak

Kur'an ve Sünnet'e uygun bir şekilde, kişinin zifafa girmiş bulunduğu karısını temizliği içinde, ona dokunmadan bir talakla boşamasıdır. Bu boşanma şekli Kur an ve Sünnet'te tavsiye edilen boşanma şeklidir.

"Ey Nebi, kadınları boşayacağınız zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın..." (65 TALAK, 1)

İddeti içinde boşamanın nasıl olacağını, Rasulullah(as), Hz.Ömer(r.anh)'in óğlu Hz. Abdullah(r.anh) olayında ortaya koymuştu. İddeti sayılarak boşamanın, bir defada yapılması hem boşayan hem de boşanan için hayırlıdır. Çünkü bu arada eşlerin birbirlerine karşı duyguları yumuşar ve bir daha bir araya gelmek için talepte bulunabilirler.

"...Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onları geri almaya daha çok hak sahibidirler..." (2 BAKARA, 228)

Boşanan kadının kocasına geri dönmesi için, boşamanın Kur'ani ölçüler içinde Sünnet'e uygun olması gerekir. Sünnet'e uygun bir boşanmada izlenecek yol şudur:

Nisa, 34. ayetinde belirtildiği gibi, kadın evde huzursuzluk çıkarıyorsa; veya Ahzab, 28. ayetinde geçtiği üzere, kadın dünya hayatını ve süsünü istiyorsa böyle durumlarda, öncelikle kadına öğüt verilir. Allah'ın ayetleri ve yaratılış gayesi hatırlatılır. Bu dönem, kadının durumuna göre uzun veya daha kısa bir zaman alabilir. Ancak bunun en az zamanı, iddet müddetlerinde olduğu gibi, üç aydan az olmamalıdır. Çünkü, en az üç aylık bir süre içinde kadın, olayın ciddiyetini kavrar; hissi davrandığını anlayarak mantıksal davranmak ve Kur'ani hareket etmek için kendine çeki-düzen verebilir, hatasını anlayarak tevbe edebilir. Verilen öğüde rağmen, kendisine çeki-düzen vermeyen bir kadın ya da erkek, bu yolla düzelmeyeceğini ortaya koyuyor demektir. Dolayısıyla ikinci yaptırıma baş vurularak kadının ya da erkeğin düzeltilmesi, yuvanın yıkılmaması yolunâ gidilir. Bu ikinci yaptırım, kişinin eşini yatağından uzaklaştırmasıdır. Bunun süresini de dört aydan kısa tutmamak gerekir. Çünkü bir kadın ya da erkek ancak uzun bir süre eşinden ayrı kalırsa ólayın ciddiyetini kavrar. Bu süreyi de, Hz, Ömer(r.anh)'in dönemindeki şu olayla belirliyoruz. Gerçi bu süre ölçü değil, ancak bir benzerlik olması bakımından önemlidir.

Bir gece vakti, Hz. Ömer(r.anh), etrafı kontrol etmek için dışarı çıktığı zaman, bir kadının şiir söyleyerek yalnız olduğunu ve kocasını özlediğini dile getirdiğini işitir. Bunun üzerine Halife, bu kadının neden böyle söylediğini soruşturduğunda, kadının kocasının, uzun zamandan beri mücahidlerle olduğunu ve geri dönmediğini anlar ve kızı Hafsa'ya, bir kadının kocasından uzak olarak ne kadar sabredebileceğini sorar. Hafsa(r.anha)'nın "dört ay" demesi üzerine Hz. Ömer(r.anh), hiç bir erkeği dört aydan fazla hanımından uzaklaştırmamaya karar verir.

Dört ay yatağından uzaklaşılan kadın yada erkek, bu süre içinde de düzelmezse, yine aile birliğinin korunması, yuvada huzurun tesisi için, üçüncü yaptırıma geçilir. Bu yaptırım, kadının huzursuzluk çıkardığı zamanlarda dövülmesidir. Aile birliğinin korunmasını esas alan İslam, bu dövmenin nasıl ve ne şekilde yerine getirileceğini belirlemiştir.

Hz. Peygamber(as)'den rivayet edilen bir hadisi şerifte:

"Sizin kadınlarınız üzerinde olan haklarınız, hoşlanmadığınız kişileri evlerinize almamalarıdır. Şayet böyle yaparlarsa, hafif olarak, şiddete başvurmadan dövebilirsiniz. Döverken yüzüne ve tehlikeli yerlerine vurmaktan sakınmak gerekir. Çünkü maksat, terbiye etmek olup, telef etmek değildir."

"Herhangi biriniz köleyi döver gibi karısını döver de aynı gün akşamında onunla belki cinsi münasebette bulunur." (İmam Ahmet)

Kötü bir şekilde değil de, hafif olarak dövülmesine rağmen kadın düzelmezse, işte bu durumda yapılacak iş, o kadını iddeti içinde boşamaktır. Şayet boşanacak olan erkek ise, bu durumda kadın, kocasına karşı yumuşak davranmayarak, onu cezalandırır.

Birinci talakı verilen kadın, bu süre içinde düzelirse ve kocası da onu isterse tekrar kocasına dönebilir. Kadın, döndükten belli bir müddet sonra yeniden huzursuzluk çıkarırsa, yine aynı birinci talakta olduğu gibi yaptırımlar uygulanır, düzelmezse ikinci talakı verilir. İkinci talaktan sonra yeniden, kocası isterse yuvasına döner. Üçüncü defa huzursuzluk çıkarır veya dünya hayatı ve süsünü isterse bu kadın, son talakı da verilerek boşanır ve ikinci bir kişiyle evlenmedikten sonra birinci kocasına helal olmaz.

Talakı verilen Kadın, erkeğin evinden çıkartılmaz. Erkeğin evinin bir bölümünde oturtulur ve nafakası temin edilir. Evden çıkması için kadına baskı yapmak haramdır. Kadının evde kalma suresi, temizlenip talakı verildikten sonra üç aydır, eğer kadın hamile ise, bu süre çocuğu doğuruncaya kadardır. Doğuma kadar kadının geçimi erkeğe aittir.

"(Boşadığınız) o kadınları, gücünüzün ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştır(ıp evden çıkmaya zorla)mak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Şayet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onların geçimini sağlayın. Sonra sizin için (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara ücretlerini verin ve aranızda güzelce konuşup anlaşın. (Anlaşmakta) güçlük çekerseniz (o zaman) çocuğu, başka bir kadın emzirecektir." (65 TALAK, 6)

"Anneler, çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için- tam iki yıl emzirirler. Onların uygun biçimde yiyeceğini ve giyeceğini sağlamak, çocuğun babasına aittir."(2 BAKARA, 233)

Kocası ölen kadının evde bekleme süresi bir yıldır. Kocası vasiyet bırakarak eşinin bir yıl geçiminin sağlanmasını ister. Ancak kadın kendi isteği ile evi terk ederse, ölen üzerine bir sorumluluk yoktur.

"İçinizden ölüp geriye eşler bırakanlar, eşlerinin (evlerinden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanması vasiyet etsinler. Şayet kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında uygun olanı yapmalarında sizin için günah yoktur. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir."(2 BAKARA, 240)

Sünnet üzere olan talak tek tek verilir. Her talak için, eğer erkek birinci talakla geri alırsa, yapılacak işlem aynıdır. Üçüncü talaktan sonra geri dönüş olmayacağından, kadın istediği erkekle evlenir. İkinci eşle olan evlilikten sonra, yine boşanma söz konusu olursa, talakta uygulanacak işlem aynı olacaktır. Bu eş de, talakını verdiği kadının geçimini, iddet müddeti süresince sağlamakla mükelleftir.

"Boşanmış kadınların uygun olan geçimlerini sağlamak korunanlar üzerine bir borçtur." (2 BAKARA, 241)

b- Bid'at Üzere Yapılan Talak

Kur'ani esaslara ve Sünnet'e aykırı şekilde yapılan talak, bid'at üzere yapılan talaktır. Bu talaka, üç talakı birden vermek, hayızlı halde, nifazlı ve cimada bulunulmuş iken temizlik halindeki talak şekilleri girer.

Bu talak şekilleri, Kurani esaslarla çatıştığından, talakı veren harama girmiş, Allah'ın hükmüne karşı çıkmış olur. Çünkü yüce Rabbimiz:

"...Kadınlarınızın iddetlerini gözeterek boşayın..."(65/1) buyurmuştur. İbn Aliyye, İbni Teymiyye, İbn Hazm ve İbn Kayyım gibi Kur'ani düstur edinen alimler bu görüştedirler. Nitekim İbn Ömer'in, hanımını hayızlı iken boşamasını Rasulullah(as) kabul etmemiş, geçersiz saymış ve karısına dönmesi emretmiştir. Bu emirle, yapılan talak geçersiz sayılmış ve şartları yerine getirildikten sonra boşayıp boşamamakta serbest bırakılmıştır.

Bid'i talaka, İslami esaslarla çatıştığından dolâyı, bi'dat adı verilmiştir. Nitekim Rasulullah(as): "Her bid'at dalalettir" buyurarak bu çeşit talakın aynı zamanda dalalet olduğunu ifade etmişlerdir. Yine bir hadisi şerifte Rasulullah(as):

"Üzerinde bizim emrimiz olmayan her iş reddedilmiştir." buyurarak, bunun geçersiz olduğunu ortaya koymuştur. Müminler için rahmet, şifa ve hidayet olan(10/57) Kur'an'ı Kerimde şöyle buyuruyor:

"Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (33 AHZAB, 36)

Bu apaçık hükümlere göre, bid'i talak geçersizdir. Geçerli olduğunu iddia etmek Allah ve Rasulü'ne karşı gelmektir ve sapıklıktır:

Fıkh-us Sünne'de bildirildiği üzere, bid'at üzere yapılan talakın vaki olmayacağını; Abdullulah bin Ma'mer, Said bin Züseyyed ve İbn Abbas'ın arkadaşlarından Tavus ortaya koymuşlardır. Ayrıca Halla b. Amr ve tabünden Ebu Kilabe ile Hambeli imamlarından İbn Akil, Ehl-i Beyt imamları, zahiriler ve İmam-ı Ahmet de bu görüşü tercih etmişlerdir.

Kısacası bid'at üzere yapılan talak, Allah ve Rasulünün emirlerine muhalefet olduğundan, bu talakı yapan sapıklık içine girmiştir. Çünkü yüce Rabb'imiz şöyle buyurmaktadır:

"Allah'a ve Rasulüne karşı gelenler kendilerinden öncekilerin tepelendikleri gibi tepeleneceklerdir! Biz açık açık ayetler indirdik. Kafirler için küçük düşürücü bir azab vardır." (58 MUCADELE, 5)

Talak'ta Şahidin Gerekliliği

Talakta da, tıpkı nikahta olduğu gibi, iki şahidin olması şarttır. Yani karısını boşayacak olan erkek, Kur'ani ölçülere göre yaşayan, Kur'an'la kendisini programlayan ve adalet sahibi olan iki kişiyi bulup, bunların huzurunda boşama işlemini gerçekleştirmelidir. Çünkü yüce Rabb'imiz Kuran'ı Kerim de şöyle buyuruyor:

"Sürenin (iddet müddetinin) sonuna vardıklarında onları güzelce tutun, yahut güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimseye öğütlenen budur. Kim Allah'tan korkarsa ona bir çıkış (yolu) yaratır." (65 TALAK, 2)

İbn Kesir'in; tefsirinde İbn Cüreyc'den rivayet ettiğine göre Ata, "İçinizden de iki adaletli şahit getirin' ayeti hakkında şöyle demişti. "Nikah, talak ve boşanan kadını geri almak, Allah'u Teala'nın buyurduğu gibi; iki adaletli şahid getirmeden ve özürsüz olarak caiz olmaz."

Talak ve nikah eş değerli olduklarından, nikahta şahitlerin bulunması nasıl şart ise, Ata'ya göre talakta da şahitlerin gerekli olduğu açık bir şekilde görülmektedir.

Hz. Ali(r.anh)'den rivayet edildiğine göre, kendisine talak konusunda soran bir kimseye "Allah'ın emrettiği gibi iki adaletli şahit buldun mu?" diye sordu. Adam "Hayır" deyince Hz. Ali (r.anh) "Git, senin talakın geçerli değildir. " dedi.

Hafız Süyütınin Dürrü'l- Mensur isimli tefsirinden rivayet edildiğine göre; "içinizden iki adil şahit getirin" (65/2) ayetinin yorumunda şöyle denilmiştir:

Abdullah'ın İbn Şirin'den rivayet edildiğine göre, karısını şahitsiz boşayıp sonra yine şahitsiz alan kimse hakkında, bir adam İmran bin Husayn'a sordu. Bunun üzere İmran bin Husayn, "Bu adamın yaptığı ne kötü. Karısını bid'at üzere boşadı, yine sünnete aykırı olarak tekrar aldı. Boşarken ve alırken iki şahit bulundursun ve Allah'a istiğfarda bulunsun" dedi.

Hafız Süyüti, adı geçen eserinde, Abdurrezzak ve Abd bin Humeyd'in. Ata'dan şöyle rivayet ettiklerini nakleder: Ata şöyle denıişti. "Nikah şahitledir. Talak şahitledir. Boşadığı karısını tekrar almak yine şahitledir."

Cafer es-Sadık ise: "Her kim karısını şahidsiz boşarsa bir şey yapmış sayılmaz." demiştir.

İmamiyye'nin görüşüne göre, "talakın vaki olmasında iki adaletli şahidin bulunması gerekir. Şayet şahidler bulunmazsa talak vaki olmaz. Çünkü Allah'u Teala: "İçinizden de iki adaletli şahit getirin" buyurmuştur. Bu ayette Allah'u Teala şahit getirilmesini emretmiş olup, şer'i şerifin örfüne göre emrin zahiri, vücup ifade eder.

Buradaki vacipliğin zahirini müstehap olarak kabul etmek, delilsiz olarak şer'i örfün dışına çıkmaktır."

Şu halde, şahitsiz olark karısını boşayanın talakı geçersizdir. Bunda ısrar eden ise, Allah'a karşı gelmiş olup sapıklık içine girmiştir.

Talakın Geçerliliği

Bir- talakın geçerli olabilmesi için, o talakın İslami esaslara uygun olmasının yanında, talakı veren kişinin akıllı, bülüğ çağına ermiş ve kendi özgür iradesi ile kasden ifade etmesi gerekir. Aşağıdaki hallerde, talak geçerli olmaz.

1- Zorlananın Talakı: Zorlanan kişinin kendi ihtiyari yoktur. İrade ve ihtiyar ise teklifin esasıdır. Bunlar yok olunca teklif de kalkar. Zorlanan kişi yaptığı işten sorumlu tutulmaz. Yüce Rabb'imiz Kur'an'ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

"Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna:' (16 NAHL, 106) Hadisi şerifte ise Rasulullah(as) şöyle buyurmuştur: "Hata, unutmak ve zorla yaptırılan suçların cezası ümmetimden kaldırılmıştır."

Bir çok sahabe, Maliki, Şafi, Hambeli mezhepleri bu görüştedirler.

2- Sarhoşun Talakı: Sarhoş, aklından yoksun olduğu için deli ve çocuk hükmündedir. Dolayısıyla sarhoşun talakı geçersizdir. Yüce Allah(cc), sarhoşun ibadetini geçersiz saymaktadır.

"Ey iman edenler, sarhoşken ne söylediğinizi bilene kadar namaza yaklaşmayın." (4 NİSA, 43) Birçok sahabe, sarhoşun talakının geçerli olmadığında birleşmiştir. Hz. Osman(r.a) da sarhoşun boşanmasına itibar etmezdi. Şevkani şöyle demiştir: "Aklı giden sarhoşun boşamasının bir hükmü yoktur. Çünkü, teklifin muhatabı olan, akıldan mahrumdur. Şari, sarhoşa verilecek cezayı tayin etmiş olup, kendi görüşümüzle bu sınırı aşarak ceza olsun diye talakının geçerli olduğunu söyleme ve neticede sarhoşa iki şekilde ceza verme hakkımız yoktur."

3- Kızgın Kimsenin Talakı: Kızgın kimse, ne söylediğini düşünmeyip kendisinden çıkan sözü bilmez. Bu bakımdan talakı geçerli olmaz. Çünkü iradeden yoksundur.

Ahmed, Ebu Davut, İbn Mace ve Hakim'in Hz. Aişe (r.anha)'den rivayet ettikleri bir hadiste Rasulullah(as), "ığlak halinde boşama ve köle azad etme geçerli değildir' buyurmuştur.

"Iğlak" kelimesi kızgınlık, zorlama ve delilik hali olarak tefsir edilmiştir. Zad-ül Mead'da İbn Teymiyye şöyle demiştir. "ığlak kelimesinin hakikati, kişinin kalbinin kapanarak ne söylediğini bilmemesi ve konuştuğunu kasdetmemesidir. Bu kimsenin kast ve iradesi kapanmıştır. Zorlananın ve delinin talakı ile sarhoşluk ve kızgınlık sebebiyle aklını giderenin talakı bu kısma girer. Hatta ne söylediğini bilmeyen söylediğinde kasıt bulunmayanın talakı da bunun gibi olup geçerli sayılmaz."

Bu kızgınlık. ne söylediğini bilmeyecek derecede aklı gidenin kızgınlığıdır. Ne söyleyip ne kasdettiğini bilen kişinin kızgınlığında ise talak vaki olur.

4- Şaka Yapanla Hata Yapanın Talakı: Şaka ciddiyetten uzak olduğu için şaka ile yapılabilecek her akit fasittir. Şakada azim söz konusu değildir. Bu nedenle, şaka ile talak yapmak geçersizdir. Çünkü, yüce Allah(cc) şöyle buyuruyor:

"Şayet boşamaya kararlı (azimli) iseler, bilsinler ki Allah şüphesiz işitir ve bilir." (2 BAKARA, 227)

Talak, niyete muhtaç bir iştir. Şaka yapanın ise, boşamaya ne azmi ne de niyeti vardır.

Buhari'nin İbn Abbas tan rivayet ettiğine göre, 'Şüphesiz talak bir ihtiyaçtan dolayı yapılır buyrulmuştur.

Gerçi senedi hakkında ihtilaf olan ve Tirmizi'nin hasen, Hakim'in sahih kabul ettiği bir Hadisi Şerifte şöyle buyruluyor:

"Üç şey vardır ki, bunların ciddisi ciddi şakası da ciddidir. Bunların birincisi nikah, ikincisi boşanma, üçüncüsü de bir adamın boşamış olduğu karısına tekrar dönmesidir."

Bu hadiste dikkat edilirse, fiil söz konusudur. Yani bu sayılan durumlarda eylem yapılmıştır, şakayı aşmıştır. Bizim kastettiğimiz sözle yapılan şaka ve bu şaka sonucunda kadının evi terk etmesidir.

Hata ile yapılan talaka gelince; bu kimse söylediği sözle talakı kastetmemiş, sadece ağzından hata ile bu kelime çıkmıştır.

Ancak şurası da bir gerçektir ki; talak konusu şaka ve eğlenceye alınamaz.

5- Dalgın ve Unutan Kimsenin Talakı: Dalgın ve unutanın talakı, hata ve şaka yapanın talakı gibidir.

6- Şaşkın Kimsenin Talakı: Şaşkın kimse, kendisine isabet eden ani bir olay karşısında ne söylediğini bilmeyen kimsedir ki, bu olay onun aklını giderir ve fikirlerini saptırır. Deli, bunak ve baygın kimsenin talakı vaki olmadığı gibi bunun da talakı vaki olmaz. Yine bunun gibi aklına yaşlılık, hastalık veya ani bir musibetten dolayı bir noksanlık gelen kimsenin talakı da vaki olmaz.

Kadının Talakını İstemesi

İslam'da kadın ve erkek, sorumluluklar karşısında eşit tutulmuştur. Aile yuvasının kurulmasında ve sürekliliğinin - sağlanmasında da kadının ve erkeğin birbiri üzerinde hakları ve karşılıklı sorumlulukları vardır. Yüce Rabb'imiz şöyle buyuruyor:

... Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin, kadınlar üzerinde(ki hakları), bir derece daha fazladır. Allah azizdir, hakimdir." (2 BAKARA,, 228)

"Allah, insanları birbirinden üstün kıldığından ve (erkeklerin) malllarından harca(yıp kadınların geçimini sağla)dıklarından dolayı erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler..." (4 NİSA, 34)

"Eğer aralarının açılmasından endişe duyarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin, bunlar uzlaştırmak isterlerse Allah onların arasını bulur. çünkü Allah bilendir, haber alandır." (4 NİSA, 35)

Burada dikkat edilirse, kadın ve erkek eşit haklara sahiptirler, ancak erkek; aile sorumluluğunu yüklenmesi ve ailenin nafakasını temin etmek için sürekli dışarıda çalışması, her çeşit tehlikeyi göğüslemesi nedeniyle, bir derece üstün olup yönetici durumundadır. Bunun dışında, her halukarda eşitlik söz konusudur.

"Rab'leri onlara karşılık verdi: 'Ben, sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmeyeceğim hep birbirinizdensiniz..." (3 AL’İ İMRAN, 195)

"Mü'min erkek ve kadınlar birbirlerinin velisidirler. İyiliği emreder kötülükten menederler, namazı kılarlar, zekatı verirler, Allah ve Rasulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Muhakkak ki Allah güçlüdür, hakimdir. "(9 TEVBE, 71)

Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman; artık inanmış bir kadın ve erkeğe o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasulü'ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (33 AHZAB, 36)

Durum böyle olunca, kadın da Allah'a karşı sorumludur. Bu sorumluluğu dolayısıyla da şer i şerifin bütün emirlerine uymakla mükelleftir. Kadın, hiçbir konuda, hoşuna gitmiyor diye, Allâh'ın ayetlerini ve Resulün sünnetini ihmal edemez, karşı çıkamaz. Karşı çıkması halinde sapıklığa düşmüş olur.

Bir kadın hoşuna gitmiyor diye tesettürden kaçamaz, Allah'ın dinini yaşamaktan ve anlatmaktan geri duramaz, çok evliliğe karşı çıkamaz. Kur'an ve Sünnet'te var olan hükümleri kendi hevasına göre değiştirip karşı çıkan kadın, Kur'ani ifadeyle sapıtmış, sapıklığa düşmüş demektir. Bu sapıklıktan ancak tevbe ederek kurtulabilir.

Bir kadının hangi hallerde boşanacağını Kuran'ı Kerim ortaya koymuştur. Erkek, zina ederse otomatikman kadının üzerinden nikahı düşer. Çünkü zani olan bir erkek; ancak zani veya müşrik bir kadınla evlenir, mü'mine kadına nikahı haramdır (24/3). İkinci halde erkek, üzerine düşen erkeklik görevini ifa edemezse bu durumda da kadın boşanmasını talep edebilir.

Hz. Aişe(r.anh)'dan rivayete göre Kurzi Rifaa'nın karısı (Temime) Rasulullah'a gelerek şöyle demiştir.

"Ya Rasullulah Rifaa beni boşamıştı (ve üç talakla) talakı kat'i kılmıştı. Sonra ben de Kurzi Abdurrahman bin Zübeyr ile evlenmiştim. Fakat Abdurrahman'ın erliği şu elbise saçağı gibi (gevşek)dir. (Erlik vazifesi göremiyor)" diyerek boşanmasını talep etmiştir.

Üçüncüsü, kadının kocası tarafından sürekli taciz edilmesidir. Kadının huzuru yoksa ve kocası da bu huzursuzluğu körüklüyorsa kadın talakını isteyebilir.

Dördüncüsü ise kadının, aç-çıplak kalması, kişi haysiyetiyle bağdaşmayan bir konumda bulunması halinde talakını isteme hakkı vardır.

Bunun dışında kadın, her hangi bir nedenden dolayı evde huzursuzluk çıkararak ikide bir boşanmasını talep edemez veya talakı bir koz olarak erkeğe karşı kullanamaz. Böyle yapan kadınlar, Rasulullah (as)'ın diliyle kınanmışlardır.

"Zorlayıcı bir sebep olmadan kocasından boşanmayı isteyen bir kadına cennetin kokusu haram olur. " (Ebu Davut, Tirmizi, Et Terğib c.3s.83)

"(Makul ve meşru bir sebep olmaksızın) zevcelerinden ayrılmayı ve boşanmayı isteyen kadınlarla (gönlünü başka birine verdiği için kocalarından nefislerini ve muhabbetlerini) nezi'eden, kesen zevceler münafıkların ta kendileridir." (İslamda Evlilik ve Mahremiyetleri s.369)

"Evleniniz, şeri bir özür olmadıkça boşanmayınız. Çünkü Allahü Teala zevklerine düşkün olan ve başkalarıyla evlenmek için hemen boşanan erkeklerle kadınları sevmez" (Tabarani)

"Evlenin ve ciddi bir sebep olmadıkça boşanmayın. Zira boşanmadan arz titrer: " (Muhtar'ul Ehadis s.60)

Bütün bunlar da gösteriyor ki kadın, önemli bir sebep olmadıkça boşanmasını talep edemez. Etmesi durumunda: kınananlardan olur. meşru bir sebeple, boşanmasını isteyen kadının talak şartları da erkeğin talak şartları gibidir. Ancak boşanmak isteyen bir kadın, kocasının kendisine verdiği mehri iade etmek zorundadır. Çünkü, boşanmayı talep eden kendisidir. Fidyenin miktarı kocanın kendisine verdiği miktar kadardır. Ayeti kerimede kadının fidye verebileceği beyan edilmektedir:

"Eğer Allah'ın kanunlarını ikisi koruyamayacaklar diye korkarsanız o zaman kadının fidye vermesinde . ikisine de günah yoktur" (2 BAKARA, 229)

Bir gün Sabit b. Kays'ın karısı, Rasulullah(as)'a gelerek, Sabit ten ayrılmak istediğini söyler. Rasulullah(as) Sabit'ten ne aldığını

sorması üzerine, bir bahçe olduğunu öğrenir ve bahçeyi iade etmesini, Sabit'e de bahçesini kabul ederek karısını bir talakla boşamasını buyurur.

İşte kadının talakını istemesi budur. Bunun dışında talak talep etmek Allah ve Rasulü'ne karşı gelmektir ki sonu felakettir(58/5).

Talak konusu üzerinde bu denli geniş duruşumuzun nedeni,bu konudaki yanlış anlamalardan kaynaklanmaktadır. Toplumsal kültürde, nikah konusunda -evlenecek kişinin inancının araştırılması dışında- pek fazla bir farklılık yok iken, talak konusunda baştan sona kadar yanlışlar, bid'atlar ve hurafeler doludur. Bu kültürde, evli bir kişinin, içinde bir şey bulunmayan bir tencere ya da bir kap için: "bu boştur" demesi eşinin boşanmasına sebep gösterilmiştir.

Bir diğeri de, evli bir kişinin eşine şaka yoluyla "Bak seni boşarım" ya da "Başka biriyle evlenip senden boşanacağım" demesi boşanma sebebi sayılmıştır.

Bu konuda başka bir yanlışlık da, evli kişinin "üçten dokuza kadar benden boşsun" ya da "seni üç talakla boşarım" gibi ifadeyi sarf etmesiyle eşinin kendisinden ebediyen boşanacağına inanılmasıdır.

Yukarıda üç örnek verdiğimiz bu tür ifadeleri çoğaltmak mümkündür. Ancak vereceğimiz tüm örnekler; tıpkı bu örneklerde olduğu gibi hepsi Kur'an ve Sünnet esasıyla çelişmekte, zıt düşmektedirler.

Thalak konusunda yapılan tüm bu yanlışlıkların temelinde. toplumun Kur'an ve Sünnet gerçeğinden uzaklaşması yatmaktadır. Bu yanlışlıkların giderilmesi ise, her konuda Kur'an ve Sünnet gerçeğini bilmekle mümkündür.

Sonuç olarak. Kur'an gerçeğinde hareket edildiğinde ne itikadi bozukluklar. ne ameli çarpıklıklar ve ne de bir sürü sapıklıklar ve yanlışlıklar ortaya çıkar. Çünkü Kur'an, doğruların ana kaynağı ve kendisine -tabi olanları hidayete ulaştıran yegane kılavuz, Sünnet de Kur'ani doğruları pratize eden en doğru davranış ve yoldur.

"Rabb'inizden size indirilene uyun ve O'dan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!" (7 A'RAF 3)

"Gerçekten bu Kur'an da en doğru yola iletir ve iyi işler yapan müminleri kendilere için büyük bir ecir olduğunu müjdele. "(17 İSRA, 9)

"Şüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır." (21 ENBİYA; 106)

"Kim(ler) Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'tan korkar, O'ndan korunursa işte kurtuluşa erenler onlardır"(24 NUR, 52) "